page-header

İNSAN BEYNİNİN YAPISI VE İŞLEYİŞİ

İNSAN BEYNİNİN YAPISI VE İŞLEYİŞİ

Beyninizin yüzde 80’i aslında sudur ama geri kalanı fiziksel ve biyokimyasal parçalardan oluşur. Büyüklük açısından sıra dışı bir organ olmasa da, gücü kesinlikle sıra dışıdır. Ortalama yetmiş kiloluk bir insanın vücut ağırlığının sadece %2’sini oluşturmasına rağmen, beyniniz vücudunuzda dolaşan oksijen ve şekerin %25’ini kullanır. Genel olarak, beynin anatomik yapısı iki tür fonksiyona ayrılır; yönetici (entelektüel fonksiyonlar) ve hareketlilik (hareket ve saf duyguya dayalı).

Kafatası

Beyin katı bir yumurta kıvamında olduğundan, doğum sırasında bile bir kafatası tarafından korunması gerekir (doğum sırasında kafatası, doğum kanalından geçişi kolaylaştırması için iç içe geçmiş gibi görünen esnek plakalardan oluşur; doğumdan sonra bu plakalar birleşir ve zaman içinde taşlaşır.).

Nöronlar

Beyninizde, yan yana dizildikleri takdirde toplam uzunluğu 45 bin kilometreyi bulacak olan 100 milyar nöron vardır. Bu sinir hücrelerinin her biri, vücudunuzun uygun şekilde hareket edebilmesi için diğer bir nörona aktarılması gereken bilgi parçacıkları içerir. Nöronlar bilgi içerirler ama diğer bir nöronla bağlantı kuramadıkları sürece işe yaramazlar. İşte nöron uçlarının devreye girdiği yer burasıdır. Bunlara “dendrit” denir. Dendrit sinyalin diğer nöronlara nasıl gönderileceğini, nasıl alınacağını ve nasıl aktarılacağını kontrol eder.

 

Nörotransmitterler

Beyninizdeki kimyasal habercilerdir. Bir nöronu harekete geçirdiğinizde, nörotransmitterler nöronlar arasında bilgi göndermek ya da almak için işaret verirler. Nörolojik bir rahatsızlığınız olduğunda, sorun genellikle bir nörotransmitterdeki kusurdan kaynaklanır. Eğer bir bilgi parçasını başka bir nörona aktaramazsa, belli bir işi nasıl yapacağınızı da bilemezsiniz. Ayrıca, belli nörotransmitterlerin fonksiyonlarındaki doğal bir gerilemenin, sizi depresyon gibi ruhsal rahatsızlıklara karşı daha savunmasız bıraktığı bilinmektedir.

Bebekliğimizde, bütün bu beyinsel malzemelerimiz küçük bir yerde odaklanır. Tıpkı ağaç dalları gibi birbirleriyle iç içe geçerler. Bu karmaşık anatomi, karar vermek gibi bazı şeyleri yapmayı zorlaştırır. Çünkü iç içe geçen yapılar, beynimizin sadece bir şeye odaklanmasını neredeyse imkansızlaştırır. Üç, dört, beş yaşlarındayken beynimiz, yaşımız büyüdükçe hangi dalların geliştirileceğine ve hangilerinin geri kalacağına karar verir. Dolayısıyla küçükken beynimizin hangi bölümlerini daha çok kullanırsak, o türde nöronları daha çok üretiriz. Kullanmadığımız nöronlar için de tam tersi geçerlidir. Küçük yaşlarda beynimizi eğitme tarzımızın, hangi nöron türlerinin gelişeceği ve hangilerinin gelişmeyeceği üzerinde güçlü bir etkisi vardır. (Günümüzde en fazla benimsenen teoriye göre, otistik çocuklarda bu kullanılmayan bağlantılar körelmez, dolayısıyla otistik çocuğun bir şeye odaklanması çok zorlaşır. Çünkü etrafında olup biten çok fazla şey vardır.) Bu, dikkat dağınıklığı sorunundan farklıdır. Çünkü dikkat dağınıklığı sorunu, konsantrasyon becerisiyle ilgilidir. Aslında çoğumuz çocukluğumuzda bu sorunu yaşarız ve bir konuya odaklanmakta yaşadığımız zorluğu yetişkinlik çağımızda da sürdürebiliriz.

Nörolojik gelişimin açıklanması, beyinlerimizin neden farklı yaşlarda farklı şekillerde hareket ettiğini açıklamaya yetmeyebilir. Çocukken müzik dinlememişsek, kayak yapmayı veya Fransızca konuşmayı öğrenmemişsek, yetişkinlikte bunları yapmamız daha zordur. Çünkü o nöron bağlantıları gelişmediği için, gerekli bilgileri yeterince işlemden geçiremez.

Ama belki de yapılması gereken en önemli ayrım şudur: Geleneksel olarak, beyinsel bozukluklar iki türe ayrılır.

Birincisinde, beyinsel bozukluğun görünür bir fiziksel, nörolojik ve tıbbi açıklaması vardır: felç, hafıza kaybı ve Parkinson hastalığı gibi.

İkincisinde, beyinsel bozukluğun hiçbir nörolojik açıklaması yoktur: depresyon, endişe ve kişilik bozuklukları gibi.

MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ

Eğer beyin tek başına yaklaşık 100 milyar nöron içeriyorsa ve her nöron binlerce diğer nöron ile bağlantı kurabiliyorsa, sinir sistemimiz bir nöronun diğer bir nöron ile dolaylı olarak bağlantı kurduğu trilyonlarca sinaps içeriyor olmalı.

Birbiriyle bağlantılı nöronlardan oluşan bu çok karmaşık sistemi anlamak mümkün olmasa bile, sistem bazı yapı ve organizasyonlardan oluşmaktadır. Merkezi sinir sistemi beyin ve omurilikten oluşur. Çevresel sinir sistemi beyin ve omuriliğin; duyu organları, kaslar, salgı bezleri gibi vücutta geriye kalan her şey ile bağlantısını sağlar.

Beyin

Beyin sinir sisteminin en büyüleyici kısmıdır. Vücudumuzdaki nöronların %90’ından fazlasını içerir. Beyin farkında olma ve mantık yürütmenin, öğrenme, bellek ve duyguların merkezidir. Ne yapacağımıza karar veren ve bu kararların doğru ya da yanlış olduğunu değerlendiren parçamızdır. Ayrıca, farklı bir şekilde davrandığımızda da sonucun ne olacağını tahmin eder. İnsan embriyosunda beyin şekil almaya başlar başlamaz, üç ayrı bölümden oluştuğunu görebiliriz: Arka beyin, orta beyin ve ön beyin.

Arka beyin, çok ilkel omurgalılarda bile bulunduğu için, beynin ilk evrimleşen bölümü olduğuna inanılmaktadır. Arka beynin omuriliğe en yakın olan kısmı medulladır. Yaklaşık 3,5-4 cm uzunluğunda dar bir yapıdır. Medulla nefes alıp verme, kalp atışı ve kan basıncı gibi işlevleri kontrol eder. Ayrıca medulla bedenden gelen pek çok sinirin daha üst beyin bölgelerine geçmek için kullanıldığı alandır. Bedenin sol yarısından gelen aksonlar beynin sağ tarafına ya da sağdan gelenler sol tarafına geçerler.

Pons, medullanın üzerinde bulunur ve arka beynin beyincik adı verilen bölümünü beynin üst kısmına bağlar. Ponsda üretilen kimyasal maddeler uyku-uyanıklık döngüsünü sürdürmemize yardımcı olur. Beyincik iki yarımküreden oluşur ve çeşitli işlevleri yerine getirir. Özellikle denge ile ilgili refleksleri kontrol eder ve hareketlerin yeterli bir dizi içinde bir arada bulunmasını sağlamak için vücudun faaliyetlerini düzenler. Beyincik hasarı titremeler, denge kaybı ve koordinasyon bozukluğu gibi hareketlerde ciddi problemlere neden olur.

Pons ve beyinciğin üst kısmında, beyin sapı, orta beyni oluşturmak için genişler. Adından da anlaşılacağı gibi, orta beyin, beynin arka beyin ve ön beyin arasında bulunan orta kısmıdır.

Orta beyin özellikle işitme ve görme için önemlidir. Ayrıca beyinde acı/ağrının kayıt edildiği birkaç bölgeden birisidir.

Beyin sapı tarafından desteklenen, beyin sapı üzerinde tomurcuklanmış gibi duran ve kafatasına uymak için bükülmüş olan bölüm ön beyindir. Ön beynin merkezinde, az çok doğrudan beyin sapı üzerinde bulunan, iki yumurta şeklindeki yapı talamusu oluşturur. Talamus, koku dışında, tüm vücuttaki duyu alıcılarından gelen mesajı geçirir ya da iletir. Beynin bir bölümünden diğerine iletilen bu mesajların çoğu aynı zamanda talamustan geçer. Talamusta bulunan nöronların bazılarının beyin kabuğundaki merkezlerin faaliyetini düzenlemede önemli olduğu görülmektedir. Bazıları ise sinir sisteminin beyin ve omurilik dışında kalan bölümlerinin faaliyetini kontrol eder.

Talamusun altında bulunan küçük yapıya hipotalamus adı verilir. Ön beynin bu bölümünün, pek çok güdü üzerinde büyük etkisi vardır. Hipotalamusun bölümleri, yeme, içme, cinsel davranışlar, uyku ve vücut ısısını kontrol eder. Hipotalamus ayrıca kızgınlık, dehşet ve hoşnutluk gibi duygusal davranışlar ile de doğrudan ilgilidir. Ayrıca, hipotalamusun, stres sırasında sinir sistemi faaliyetlerinin koordinasyonunun sağlanmasında ve düzenlenmesinde temel bir rol oynadığı görülmektedir.

Beyin sapı, talamus ve hipotalamusun üzerinde bulunan iki beyin yarımküresinin en dış yüzeyine beyin kabuğu adı verilir. Bunlar “beyin” dendiği zaman pek çok kişinin ilk aklına gelen yapılardır. Fakat gördüğümüz gibi, “beyin” gerçekte ön beyin, orta beyin ve arka beyinden oluşur. İki beyin yarımküresi kafatası içindeki boşluğun pek çoğunu kaplar. Beyin sapı üzerinde balon gibi şişmişlerdir, onun üzerine katlanmış gibilerdir ve gerçekte beyin sapının görülmesine engel olurlar. Beyin yarımküreleri sinir sisteminin en son evrimleşen kısmıdır ve insanlarda diğer hayvanlara göre daha fazla gelişmiştir. İnsan beyninin ağırlığının yaklaşık %80’ini oluştururlar ve merkezi sinir sistemindeki nöronların yaklaşık %70’ini içerirler. Eğer açılacak olurlarsa, 60-90 cm2’lik bir alan kaplarlar ve daktilo edilmiş bir sayfadaki bir büyük harfin kalınlığı kadar olabilirler. Kafatasına uymak için, beyin yarımküreleri girintili çıkıntılı kıvrımlar örüntüsü geliştirmiştir. Bu tepeler ve vadilere kıvrımlar adı verilir. Her bireyde bu kıvrımlar parmak izleri gibi benzersiz bir örüntü oluşturur.

Beyin yarımkürelerinin her biri dört büyük bölüme ya da loba ayrılmıştır. Birbirlerinden beyin kabuğu üzerindeki derin yarıklar ya da çatlaklar ile ayrılırlar. Bu lobların üçü her yarımkürenin öncelikle duyusal bilgiyi işleyen arka kısmında bulunur. Her beyin yarımküresinin kalan lobu ön kısımda bulunur ve öncelikle hareketlerimizin bütünleştirilmesi ile ilgilidir.

Ayrıca, bütün loblarda çağrışım alanları olarak adlandırılan geniş bölgeler vardır. Genel olarak uzmanlar, beyin kabuğunun farklı alanlarından gelen bilginin çağrışım alanlarında birleştirildiğine ve öğrenme, düşünme, hatırlama ile dili anlama ve kullanma gibi zihinsel süreçlerin yerinin bu alanlar olduğuna inanmaktadırlar.

Back to top of page