Çalışan Kadınlarda İş Stresi ve Motivasyon

Kadınlarda İş Stresi Kaynakları
Cinsiyet Ayrımcılığı
Ayrımcılık dünya genelinde olumsuz bir şekilde karşılanan bir tutum olmasının ötesinde, ayrımcılık konusunun alt kademelerinde yer alan bazı başlıklar, yerel ve evrensel anlamda ciddi boyutlarda sorunların ortaya çıkması sebebiyet verebilmektedir. Bu sorunlar zaman içerisinde yerleşik bir algı oluşturabilmekte ve toplumun sürekli olarak sergileyebileceği bir anlayışı yaratabilmektedir.
Bahsi geçen ciddi boyutlardaki sorunların başında cinsiyet ayrımcılığı gelmektedir. Kadınlar üzerinden, onların toplumun belirli alanlarında geri planda tutulması ve insan olmalarından dolayı kaynaklanan doğal haklarının kendilerine verilmemesi bir cinsiyet ayrımcılığını yaratmaktadır. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, özellikle erkeklerin, kadınlar ile aralarında eşit olmayan ve birbirinden derin farklılıklar içeren bir yapının bulunduğunu varsaymaları ile ortaya çıkmaktadır (Güzel, 2014, s. 186).

Kadınların erkekler nazarında bu denli negatif bir görüntü ile toplumda konuşlandırılmaları, psikolojik anlamda kadınlara büyük bir zarar vermektedir. Cinsiyet ayrımcılığının temelinde yer alan kadınların başarısız ve beceriksiz olduklarına dair algı, bu ayrımcılığa dair fikirlerin kalıplaşmasına da yol açmaktadır. Kalıplaşan bu fikirler ile birlikte uzun yıllar boyu kadınların toplumda ilerlemelerinin ve gelişmelerinin son derece negatif şekilde değerlendirilmesi söz konusu olmaktadır. Cinsiyete dayalı ayrımcılık, bir kadına cinsiyeti ile ilgili olarak bir erkeğe karşı sergilenen davranışlardan daha negatif yönlü ya da daha az olumlu tutumların belirlenmesi, bu davranışların kadın üzerinde ayrımcılık hissiyatını yaratmasıdır (Yüksel, 2000, s. 95).
Cinsiyete dayalı ayrımcılık, kısmen erkeklerin kendi aralarında da sergiledikleri bir tutum olsa da kadın-erkek ekseninde değerlendirilen konu en çok kadınlara zarar vermektedir. Erkekler teorik olarak birbirlerine karşı sözlü baskı uygulasa da pratikteki uygulamalar büyük ölçüde kadınlar üzerindedir. Cinsiyet ayrımcılığı konusunda erkeklerin en fazla baskıyı kadınlar üzerinde hissettirdikleri alan ise iş dünyasıdır. Bu alanda da kadınların istihdam düzeyleri ile üst düzey yönetici olma oranlarının çok düşük olduğu görülmektedir (Ciner, 2003, s. 32).
Toplumsal Baskı
Sadece aileleri bireylerin gelişimi açısından önem arz etmemektedir. Bunun ötesinde, bireyin etrafında dönen kültürel ortam ve çevre, bireyin zihinsel ve ruhsal gelişimi konusunda son derece belirleyici olabilmektedir. Özellikle neredeyse hemen her gün içerisinde bulunulan bir sosyal çevre, bireylerin kararlarına yön verebilmektedir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde sosyal çevresi, kadının erkek egemenliğinde yaşaması ve var olan cinsiyet ayrımcılığını kabul etmesi konusunda dolaylı olarak baskı oluşturabilmektedir. Kadın zorla dayatılan ve bundan daha fazlasını elde edemeyeceğini kabul etmeye zorlanan cinsel kimliği, zaman içerisinde onun bir kadın olarak sadece kendisine verilen görevleri yerine getirmesi konusunda bir dayatma oluşturmaktadır. Zaman ilerledikçe kadından hayat içerisinde üstlenmesi gereken birçok rolü kabul etmesi ve bu rolleri kabul ederken erkeğin yönlendiriciliğine de rıza göstermesi beklenmektedir (Sankır, 2010, s. 14).
Aile İçi Çatışma
Aile, bireyin hayata dair neredeyse her şeyi öğrenmeye başladığı ve hayatının geri kalanı için yeterince tecrübe edinmesine yardımcı olan faktördür. Her ne kadar bu durum tüm insanlar için geçerli olsa da cinsiyet ayrımcılığı temelinde değerlendirildiğinde aile, kadının herkes birçok şeyi öğrendiği, ancak herkesten farklı olarak birçok kısıtlamaya maruz kaldığı bir faktör olarak da ortaya çıkmaktadır. Babası, erkek kardeşi, akrabaları ve nihayetinde evli olduğu eşi tarafından baskıya, hatta ciddi boyutlarda şiddete maruz kalan kadın sürekli olarak olumsuzluklara karşı mücadele etmek durumunda kalmaktadır. Bunun ötesinde, evliliğinde kadın boşanma, miras, nafaka vb. konularda sürekli olarak mağdur rolünü üstlenmek zorunda kalmaktadır (Yeşilorman, 2001, s. 275).
Diğer Faktörler
Sosyo-kültürel anlamda belki de en çok değerlendirilen kavramlardan biri olan önyargı, ayrımcı ve ayrılıkçı bir kavrama işaret etmektedir. Buna göre ön yargı, bir bireyin ya da grubun, kendisinden başka birey ya da gruplara dair hoşgörüden yoksun, yersiz, hakkaniyete dayanmayan ve ayrımcı, ayrılıkçı davranışlar bütünüdür (Gürses, 2005, s. 143). Bu şekilde ön yargı, bireyin ya da toplumun bir şeyi eleştirmek ya da yermek adına kullandığı en önemli araç haline gelmektedir. Fakat bu yerginin getirileri son derece sorunlu olmakla birlikte, özele indirgendiğinde, kadının toplumdaki yerine dair ön yargılar toplumsal yaralar açabilmektedir. Dünya genelinde, bir ülkenin gelişmişlik seviyesine bakılmaksızın, gözle görülebilecek önyargılar kadının kimliği üzerinde yer almaktadır.
Kadının başarısız olacağına, bazı sorumlulukları üstlenemeyeceğine, erkekler ile birçok konuda yarışamayacağına ve evdeki konumundan ötesine geçemeyeceğine dair önyargılar, kadının üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Bu baskı, zamanla kadının güçsüzleşmesine ve kendisine uygulanan tüm illegal muamelelere boyun eğmesine yol açmaktadır. Diğer yandan eğitim hayatında da sorun kendisini belli etmektedir. Eğitim hayatında okullardan ve öğretmenlerden beklenen, öğrencilere bilime ve hayata dair belli başlı konularda bilgi vermeleri ve onları modern zamanın şartlarına uygun bireyler haline getirmeleridir. Fakat verilen eğitimin kalitesine de bağlı olmak ile birlikte kız çocukları için eğitim hayatı gerçek anlamda büyük zorluklar içermektedir. Okula gidememek ya da belirli bir dönem için okula gidebilmek gibi sorunların yanı sıra, eğitimde kullanılan dilin, eğitim materyallerinin ve eğitimde kullanılan belli başlı mesajların sadece erkek karakterini ön plana çıkarması ve erkeğin eğitimdeki başarısının kadınınkinden daha önemli olarak addedilmesi kızlar için bir alışkanlığa, erkekler için bir davranış biçimine dönüşmektedir.
Kadınlar Açısından İş Motivasyonu
Fiziksel olarak aralarında bariz farklılıklar olmasının yanı sıra, kadınlar ve erkekler arasında ruhsal anlamda da farklılıklar görülmektedir. Bunun temel nedeni, karşılıklı iki cinsin yaşamları boyunca yaşadıkları olayların karşısında geliştirdikleri duygusal mekanizmaların, tıpkı yaşadıkları olayların yarattığı etki gibi farklılıklar arz etmesidir. Bu noktada kadınlar, erkeklere göre daha hassas yapıda olmaları nedeni ile yaşadıkları olumsuz olaylardan daha ağır bir biçimde etkilenmekte ve bu şekilde de hayat akışları içerisinde ciddi sorunlarla karşılamaktadırlar. Bu durum, iş hayatında daha da bariz bir şekilde kendisini göstermektedir. Kadınlar, erkeklere nazaran daha ağır bir çalışan baskısı ile yaşamakta ve konumları her ne noktada olursa olsun iş stresi konusunda ciddi sorunlar ile karşılaşmaktadırlar (Tetik, 2009, s. 56).
Kadınların iş motivasyonu konusunda aradıkları genel nitelikle şu şekilde sıralanabilir (Feritoğlu, 2006, s. 72):
- Cinsiyetlerinin farklı olması nedeni ile sosyal hayatlarında yaşadıkları ayrımcılık sorunlarının aynısı ile iş hayatında da karşılaşmamak,
- Erkekler gibi birçok işi başarı ile tamamlayabileceklerine dair inancın varlığını hissedebilmek,
- Terfi ve ödüllendirilme konusunda erkeklerden farklı bir konumda olmamak,
- İşletmenin yönetim sürecine erkekler gibi aktif katılım sağlama hakkını elde etmek,
- Fizyolojik olarak yaşadıkları sorunlara hassasiyet gösterildiğini bilmek,
- Sosyal hayatlarında yaşadıkları muhtemel taciz, aşağılanma vb. yüksek dereceli olumsuzlukları iş ortamında yaşamamak,
- Bir anne olmaları durumunda sürece hassasiyet ve anlayış gösterildiğini, gösterileceğini bilmek,
- Kadro içerisinde sayılarının erkekler kadar olduğunu ya da olabileceğini fark etmek,
- İşten çıkarılma süreçlerinde erkeklerin yerine tercih edilmemek,
- Sorumluluk almak konusunda erkek çalışanlar kadar özgür olabilmek,
- Başarıda katkılarının bulunduğunu hissetmek.
Kadınların beklentileri bu noktada çok büyük farklılıklar arz etmemektedir. Motivasyon genel olarak ne denli önemliyse kadınlar da konuya o kadar önem vermektedirler ve beklentilerinin fark yarattığı konu sayısı son derece azdır. Bu nedenle işletmelerdeki yönetim anlayışının modernleşirken, bu modern algının içerisine kadınlar açısından birkaç farklı öğeyi de eklemesi gerekmektedir.
İş Yaşamında Kadın-Erkek Ayrımı ve Yarattığı Sorunlar
Cinsiyet ayrımcılığı konusunda birçok alanda, birbirinden farklı sorunlar olmakla birlikte, belki de toplumsal dengeyi hem politik hem ekonomik hem de sosyal anlamda en yüksek düzeyde olumsuz etkileyen cinsiyet ayrımcılığı çalışma hayatında yaşanmaktadır. Kadınların başarılı olamayacakların dair inanışla birlikte istihdam edilmemeleri ya da istihdam edilseler dahi çalışma hayatı içerisinde ilerlemeleri konusu büyük bir tartışma yaratmaktadır. Konuya dair tartışmalar kadın-erkek çatışmasını tetiklediği gibi kadının toplumdaki ilerleyişinin önüne de bir set çekmektedir.
Giderek modernleşen yaşam yapısı ve küresel bir dünyanın inşası ile birlikte toplumlar bir adım öteye geçmeye çalışırlarken bu konuda en önemli unsur kadının haklarını elde edebilmesidir. Nitekim zaman içerisinde eğitim, çalışma vb. temel yaşamsal konularda kadınların geçmişe nazaran daha fazla haklarının bulunduğunu söylemek mümkündür. Fakat kadınlar haklar elde etseler dahi onlara dair algının değişmemesi cinsiyet ayrımcılığı konusunda belki de en güçlü engeldir.
Geleneksel, yerleşik algı, kadının ilerlemesine karşı çıkmakta, onu durdurmak adına yeni engeller üretmektedir (Kocacık ve Gökkaya, 2005, s. 196). Bu durum belki de en fazla iş hayatı içerisinde gözlemlenmektedir. Sanayi Devrimi sonrasında kadınların haklarının korunmasına yönelik sürecin hızlanması, kadınlara sağlanan eğitim olanaklarının artması ve yaygınlaşması, çeşitli iş kollarının ortaya çıkışı ile kadın iş gücüne de ihtiyaç duyulmaya başlanması vb. gibi durumlar sebebi ile kadınların iş hayatına katılımı kolaylaşmıştır (Koray vd., 2000, ss. 214-215).
Kadının çalışma hayatında yer alması kanuni anlamda kabul görse de işverenler açısından konunun tam olarak kabullenilmemesi ve özellikle erkeklerin egemen oldukları iş kollarında kadınların hor görülmesi söz konusu meşruiyete gölge düşürmektedir. Bunun yanı sıra kadının çalışma hayatı içerisinde yaşadığı fiziksel ve zihinsel taciz de modern dönemde sorunun bir başka boyutuna işaret etmektedir.
Yaşadıkları sorunların üzerine, kadınlar için çalışma hayatında diğer bir sorun da verdikleri emeğin karşılığını alamıyor olmalarıdır. Kadınların iş hayatına kazandırılmış olmaları, aslında sorunun sadece üzerini örtmekte ve bu yeni süreçle birlikte yeni sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Bu sorunların başında kadınların maruz kaldıkları muamele gelirken, bunun ötesinde, verdikleri emeğe karşılık olarak terfi, eşit ücret ve sosyal haklar gibi çalışma hayatının temel getirilerinin hiçbir kadınlara tam olarak sağlanmamaktadır (Toksöz, Özkazanç ve Poyraz, 2001, s. 5).
Çalışma hayatında kadınlar bu sebeplerden ötürü karşılaştığı sorunlara bakılacak olursa, aşağıdaki noktaların dikkat çektiğini söylemek mümkündür:
- Meslek edinmeye yönelik eğitimde eşitsizlik: Mesleki eğitim alabilmek ya da adına ileride bir meslek sahibi olabilmek adına yüksek öğretim görmek adına kadınların karşılaştıkları engeller dünyanın her yerinde varlığını halen sürdürmektedir (Özçatal, 2009, s. 57).
- İstihdam sürecin eşitsizlik: Temel olarak dünya genelinde birçok işveren, kadınların ruhsal ve fiziksel olarak erkeklere göre daha dayanıksız olduğunu varsayarak, doğum nedeni ile çalışma sürecini sekteye uğratmaları ve doğum ödeneklerinin ortaya çıkması, buna paralel olarak da çocuk bakımı vb. gibi aile içi rolleri nedeni ile işe odaklanamamaları ya da işten ayrılmaları ihtimali nedeni ile kadınların istihdamına onay vermemekte ya da kısıtlı sayıda kadını istihdam etmektedirler (Budak ve Mayatürk, 2008, s. 6).
- Ücret konusunda eşitsizlik: Kariyerlerini ilerletme ve bu konuda erkekler ile rekabet etme noktasında istedikleri şansa bir türlü sahip olamayan kadınlar için çalışma şartları zor olmakla birlikte çoğunlukla nitelik olarak düşük ölçekli işlerde çalışıyor olmaları onların düşük ücretler elde etmelerine sebebiyet vermektedir (İslamoğlu ve Yıldırımalp, 2014, s. 158).
- İş ortamında kötü muamele: Kadının iş hayatında elde ettiği ya da edebileceği konum ne olursa olsun onun her anlamda erkeğin gerisinde olarak değerlendirilmesi fiziksel ve zihinsel olarak gördüğü baskının şeklinin giderek değişmesine sebebiyet vermektedir. (İslamoğlu ve Yıldırımalp, 2014, s. 159).
Sosyal yaşamdaki sorunlar: Evinin kadını olmak, çocukların sorumluluğunu üstlenmek, temizlik, yemek vb. işleri çocukluğundan itibaren temel görevleri olarak öğrenen, daha doğrusu kendisine bu şekilde öğretilen kadın, bunu zaman içerisinde kimliğinin bir parçası olarak görmektedir. İş hayatının içerisinde yer aldığında ise evdeki sorumluluklarının zaman içerisinde ağır bastığının kadına hissettirilmesi sonucunda çalışma hayatında ne kadar ilerlemiş olursa olsun kadın yeniden evine dönmek zorunda kalmaktadır (Eken, 2006, s. 2).
Kadınlar Açısından İş Stresi ve İş Motivasyonu İlişkisi
Kadınların daha önce bahsedilmiş olan hassasiyetleri göz önünde bulundurulduğunda iş stresi konusunda da ciddi bir hassasiyetlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre kadınlar, iş ortamında karşılaştıkları stres faktörlerine daha hızlı ve daha yüksek düzeyli, olumsuz yönde tepki vermektedirler. Bir başka deyişle kadınlar, yaşadıkları iş stresi ile mücadelede erkeklere göre daha fazla sorun yaşamaktadırlar.
Bu durum kadınların iş stresi ile birlikte bir iş motivasyonu yaşamalarını kaçınılmaz hale getirmektedir. Dünya genelinde birçok kadın çalışan, yaşadıkları stresin etkisi ile işlerine konsantre olmak ve en azından kendi kendilerini motive etmek konularında ciddi boyutlara varan sorunlar yaşamaktadırlar.
Konunun ilerleyen noktalarında kadınlar işten ayrılmaya varacak nitelikte sorunlarla yüzleşerek iş hayatından uzaklaşmaktadırlar. Daha da önemlisi, tekrardan iş hayatına adapte olmak konusunda motive edilmeleri de son derece zor olmaktadır (Feritoğlu, 2006, s. 21).
Kadınların iş hayatın yaşadıkları stresi başlıca unsurlarını şu şekilde algılamak mümkündür (Tetik, 2009, s. 83):
- Cinsiyet ayrımcılığı sorunları ile karşılaşmak,
- Üstlenilen görevlerin bazılarının gözle görülür şekilde, erkekler için daha uygun olduğunu fark etmek ve başarısızlık korkusu yaşamak,
- Ev hayatında, eş ve çocuk ekseninde kısıtlılık yaşamak,
- İş yerinde yükselme konusunda endişelerle karşılaşmak,
- Çalışma temposuna ayak uydurmakta zorlanmak,
- Eğitim ve kariyer ekseninde beklenen noktaya erişememek,
- İş yerinin fiziksel şartlarına uyum sağlayamamak,
- Yönetim ile iletişim sorunu yaşamak.
Genel olarak her çalışan için geçerli olan bu stres faktörleri, kadınlar için daha sert etkiler yaratmakta ve bu nedenle de onların iş hayatında etkin bir şekilde rol almasını engellemektedir. Bu sorunların ortadan kaldırılması ise beklendiği şekilde kolay olmamaktadır. Sadece kadınların değil, işletmelerin de ayrı bir özen göstermesi gerekmektedir.
KAYNAKÇA
Budak, G. ve Mayatürk, E., Çalışma Yaşamında Kadına Yönelik Negatif Ayrımcılık Üzerine Bir Araştırma, İş Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi, Cilt: 10 Sayı: 1, 2008, ss. 2-30.
Ciner, Ö., Halkla İlişkiler Sektöründe Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2003.
Eken, H., Toplumsal Cinsiyet Olgusu Temelinde Mesleğe İlişkin Rol ile Aile İç Rol Etkileşimi: Türk Silahlı Kuvvetlerindeki Kadın Subaylar, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 15, 2006, ss. 247-279.
Feritoğlu, K., Çalışma Hayatında Kadının Yeri ve Kadın İstihdamı, Tire Yayınları, Eskişehir, 2006.
Gürses, İ., Önyargının Nedenleri, Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 1, 2005, ss. 143-160.
Güzel, E., Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık Ve Medyanın Rolü, Global Media Journal: TR Edition, Cilt: 4, Sayı: 8, 2014, ss. 185-199.
İslamoğlu, E. ve Yıldırımalp, S., Yolcu Hizmetleri Memurluğu Yapan Kadınların Çalışma Hayatında Karşılaştıkları Sorunlar, HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 6, 2014, ss. 150-177.
Kocacık, F. ve Gökkaya, V. B., Türkiye’de Çalışan Kadınlar Ve Sorunları, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 1, 2005, ss. 195-219.
Koray, M., Demirbilek, S. ve Demirbilek, T., Gıda İşkolunda Çalışan Kadınların Koşulları ve Geleceği, T.C. Başbakanlık KSSGM Yayını, Ankara, 2000.
Özçatal, Ö., Kadınların İşgücü Piyasasına Katılımını ve Çalışma Koşullarını Etkileyen Sosyo-Demografik ve Kültürel Faktörler, Uluslararası Disiplinlerarası Kadın Çalışmaları Kongresi, Bildiri Kitabı Cilt:1, Sakarya, 2009.
Sankır, H., Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Anlamlandırılmış Biçiminin “Kadın Sanatçı Kimliğinin Oluşum Sürecine Etkileri, Hacettepe Üniversitesi Sosyolojik Araştırmalar e-Dergisi, Mart 2010, ss. 1-29.
Tetik, N., İş Hayatında Kadın, Boğaz Yayıncılık, İstanbul, 2009.
Toksöz, G., Özkazanç, A. ve Poyraz, B., Kadınlar, Kalkınma ve Sosyal Adalet, Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Ankara, 2001.
Yeşilorman, M., Toplumsal Eşitsizlikte Kör Nokta: Kadın Eşitsizliğine Genel Bir Bakış, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 11, Sayı: 2, 2001, ss. 269-280.
Yüksel, M. O., Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Türk Is Hukukunda Kadın Erkek Eşitliği, Beta Yayınları, İstanbul, 2000.
ICF Onaylı Sertifika programlarımız ile ilgili daha detaylı bilgi almak için bize ulaşabilirsiniz.