Liderliğin Tarihsel Gelişimi

Liderlik, insanlığın ilk kez gruplar halinde yaşamaya başlamasıyla birlikte doğal olarak ortaya çıkmış bir kavramdır. İnsanlar doğası gereği sosyal bir varlık olarak bir topluluk içerisinde yaşama ve organize olan bu topluluğu yönetecek, onlara önderlik edecek bir lidere ihtiyaç duyma güdüsüne sahiptir. Dolayısıyla liderliğin varlığının aslında insanlık tarihinin varlığından beri süregeldiği söylenebilir. Liderler hayatımızın her alanında vardır. Her ülkenin, her kurumun, her şirketin, her ailenin, her grubun lidere ihtiyacı vardır. Lideri olmayan bir girişim başarılı olamaz. Liderliğin zafiyete uğradığı ortamlar kısa sürede kaynakların israf edildiği ve insanların mutsuz olduğu ortamlara dönüşür.
İşte liderlik, grupların başarısı için öyle önemlidir ki; liderliğin tarihsel gelişimine baktığımızda, tarih yazılmaya başladığından beri insanlar bu konuyla yakından ilgilenmişlerdir. Liderlerin ve liderliğin insanın sosyal davranışı üzerinde çok etkili olduğu ve yine de geçmişte ve günümüzde farklı toplumlar arasında değişken şekilde temsil edildikleri göz önüne alındığında nesiller boyu araştırmacılar bu sosyal olayları çeşitli hümanist ve bilimsel perspektiflerden incelemişlerdir. Liderlere ve liderliğe olan uzun süreli ilgi, büyük ölçüde birçok yıl boyunca arkeologların Batı medeniyetlerinin tarihini ve evrimini daha iyi anlama amacıyla, bazen açıkça ifade edilmiş, bazen de dolaylı olarak ortaya konmuş hedeflerinden kaynaklanır. Güçlü lider figürleri, bu toplumların antik yazılarında neredeyse her zaman bulunabilir ve arkeolojik çalışmalar genellikle sıradan insanların faaliyetlerini anlamaktan ziyade bu tür metinleri doğrulama eğilimindedir.

Liderlere odaklanmanın ikinci nedeni, arkeolojik kalıntıların, piramitler, sulama kanalları ve anıtlar gibi, liderlerin organizasyon becerileriyle ilişkilendirilen yüksek görünürlüğüdür. Bu etkileyici yapılar genellikle elit olmayan bireylerin katkıları yerine liderlerin etkisi üzerine vurgu yapar, bu da halkın ve arkeoloji topluluğunun dikkatini çeker. Ancak, liderliğe olan antropolojik ilginin devam etmesinin belki de en güçlü nedeni, liderlerin farklı kültürlerde ve tarihlerde insanüstü gibi görünmelerindeki tutarlılık olabilir. Liderler, çok farklı ortamlarda ve teknolojik geçmişlere sahip topluluklarda bile belirgin bir şekilde tanımlanabilir. Bu çeşitlilik, liderlik modellerini detaylı örnek olay incelemeleriyle test etmek için birçok fırsat sunar. Liderliğin tarihsel gelişiminde liderliğe ilişkin modellerin oluşturulması, test edilebilir hipotezlerin ortaya çıkarılması ve bunların arkeolojik ve antropolojik kayıtlarla sürekli olarak test edilmesi gibi yöntemler, liderliğin karmaşık evrimini anlamamıza önemli ölçüde yardımcı olmuştur. Dünya genelinde, toplumlar liderlere sahip olmanın önemini ve belirli bireylerin karar verici rollerini sürekli olarak kabul etmiştir. Bu bireyler, etkili karar vericiler olarak kabul edilmelerine yol açan bazı önemli beceri ve yeteneklere sahiptirler.
Liderliğin Tarihsel Gelişimi
Uzun bir süre boyunca liderliğin tarihsel gelişimi askeri komuta ekseniyle birlikte olmuştur ve yüzyıllar boyunca liderlik sadece kişisel bir nitelik olarak görülmüştür. Askeri liderlikle ilgili en eski kayıtlardan biri ünlü Çinli komutan, filozof ve askeri bilge Sun Tzu’ya (MÖ 400-320) kadar uzanır. Tzu’ya göre bilgelik, samimiyet, yardımseverlik, cesaret ve katılık iyi liderlerin ortak özellikleridir. Bunun tersine, iyi liderler pervasız, korkak, çabuk öfkelenen, duyarlı (onur konusunda) ve aşırı merhametli olmamalıdır. Onun kadim liderlik felsefesi, zamanının ve mekânının çok ötesine geçerek bugün dünyamıza ulaşmıştır: “Gerçek bir lider, daha savaş alanına gitmeden önce savaşı kazanır.” Bazı antik Yunan filozofları liderliği bilgelik ve erdem perspektifinden değerlendirmişlerdir. Sokrates ve Platon liderliği Sun Tzu’dan farklı tanımlasalar da kesiştikleri nokta bilgeliktir. Büyük İskender’in eğitmeni olan Aristoteles’e göre insanların eylemleri ve seçimleri iyinin bilgisine yöneliktir ve iyi bir insan her zaman iyi şeyler yapar, bu nedenle bir liderin de iyi bir insan olması gerekir. Ayrıca Aristoteles, liderlerin pratik bilgeliğe, yani insani iyiliklerle ilgili olarak hareket etme konusunda mantıklı ve gerçek bir kapasite durumuna sahip olması gerektiğini belirtmiştir. Pratik bilgelik sayesinde liderler “kendileri ve genel olarak adamları için neyin iyi olduğuna” karar verebilirler. Platon’a göre “Daha önce olduğu gibi lider kişilerin kararlı ve yiğit, yakışıklı ve asil tavırlara sahip olmaları gerekir; ancak artık aynı zamanda eğitimin geliştireceği bilgilere ve doğal yeteneklere de sahip olmaları gerekir; yani çabuk öğrenen, zihinsel çalışmaya yatkın, tuttuğunu koparan, sağlam, çalışkan, entelektüel ve ahlaki erdemleri birleştiren bir yapıya sahip olmaları gerekir. Tembellikten, zayıflıktan, cehaletten uzak kişiler olmaları gerekir. Görüldüğü gibi, pek çok kişinin felsefenin kurucu babası olarak kabul ettiği Platon’a göre liderin bilge olması gerekir. Ancak Machiavelli, lider olarak iyi bir insan olma fikrine karşı çıkmış ve farklı bir açıdan yaklaşmıştır. Geleneksel İngilizce kullanımından oldukça farklı bir anlam taşıyan İtalyanca “virtù” sözcüğünü kullanan Machiavelli, liderlerin kendi başına iyi olmayı değil, her duruma göre iyiliği nasıl kullanacaklarını öğrenmeleri gerektiğini savunmuştur. Ancak bunu yaparken de ahlaksız olmamaları gerekir. İnsan doğasını nankör, istikrarsız, bencil, samimiyetsiz ve korkak olarak değerlendirmiş ve liderlerin sevilmektense korkulmayı tercih etmelerini ancak aynı zamanda nefret edilmemeye de dikkat etmelerini tavsiye etmiştir. Bu nedenle bir liderin tilki ve aslan bileşimine benzer şekilde davranmayı öğrenmesi gerekir: Nasıl ki tilki kendini kurtlardan koruyamıyor ve aslan da tuzaklara karşı savunmasızsa, liderin de tuzakları tanıyan bir tilki, kurtları korkutup kaçıran bir aslan olması gerekir. Yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış büyük Çin düşünürü Konfüçyüs, herhangi bir liderlik tanımı önermemiş ancak liderlerin erdemli olması ve etraflarındaki insanlara göz kulak olması gerektiği konusunda ısrarcı olmuştur. Ona göre bir liderin öncelikli amacı halka hizmet etmektir. 19. yüzyılda Carlyle, liderlikle ilgili yinelenen fikirleri “büyük adam” teorisinde özetlemiştir. Ona göre liderler, karizmalarını, zekalarını, bilgeliklerini ve siyasi becerilerini diğer insanlar üzerinde güç ve nüfuz sahibi olmak için kullanabilen olağanüstü kişiler veya kahramanlardır. Carlyle’ın fikirleri baskın kalsa da Spencer, liderlik hakkındaki modern tartışmayı öngörerek bu tür büyük adamların kendi toplumlarının veya bağlamlarının ürünleri olduğuna dikkat çekmiştir. Liderlik kişisel bir nitelik olarak tanımlanmaya devam etse de İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeni bir akım başlamıştır. İzleyen dönemlerde Stogdill (1950) liderliği “organize bir grubun amaç belirleme ve hedefe ulaşma çabalarındaki faaliyetlerini etkileme süreci (eylem)” olarak tanımlamıştır. Bu sürecin amacını da şöyle “hedef belirleme ve hedefe ulaşma” olarak belirtmiştir. Bu belki de liderliğin yalnızca bireysel bir özellik olmadığını, başkalarını etkileme süreci olduğunu gösteren ilk çabadır.

Fransız Devrimi’ne kadar monarşi dünya siyasetine hâkim olmuş ve buna bağlı olarak liderlik teorileri çoğunlukla nasıl güçlü veya iyi monarşiler olunacağı ekseninde gelişmiştir. Fransız Devrimi’nin yıkıcı etkisiyle monarşiler birer birer zayıflamaya başlamış, özellikle Sanayi Devrimi’nin yaygınlaşmasıyla birlikte 19. yüzyıldan itibaren üretkenliği ve verimliliği artırmak en önemli değerler haline gelmiştir. Bu doğrultuda 20. yüzyılda liderlik tartışmaları monarşileri sağlamlaştırmaktan etkin lider olmaya doğru dönüşmüştür. Taylor (1911), işyerinde üretkenliği artırmak amacıyla eski liderlik teorisyenlerinin stratejik bakış açısını yeniden biçimlendirdi. “Fonksiyonel ustabaşı” kavramıyla operasyonel seviyedeki liderlik anlayışını yükseltmiştir. Taylor yönetim ilkelerinde güç ve bilgi kavramlarına çok önem vermiştir. Ona göre bu yönetim anlayışında güç bilgiyle kazanılabilirdir. Bu anlamda onun liderlik anlayışı, takipçileri denetlemek ve etkilemek üzerine kuruludur. Stratejik liderlik perspektifleri, daha etkili organizasyonlar yaratmak amacıyla Fayol (1916) tarafından yeniden tanımlanmıştır. Fayol’un yönetim ilkelerinin merkezinde güç gizlidir. Hiyerarşik düzende bir patronun olması ve takipçilerin ona itaat etmesi beklenir. Daha sonra, takipçilerin itaati her birey için fazlasıyla ödüllendirilecektir. Fayol’un yukarıdan aşağıya (hiyerarşik) yaklaşımı, liderlik literatürüne Taylorizm’den daha bütünsel bir teknik kazandırmıştır. Ayrıca organizasyonel verimlilikte insan faktörünü yönetmenin önemini fark etmiş ve özellikle Genel ve Endüstriyel Yönetim adlı eserinin 1930 yılında İngilizceye çevrilmesinden sonra liderlik konularındaki etkisi Fransa’nın ötesine geçerek günümüze kadar gelmiştir.
Birinci Dünya Savaşı Sonrası
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya siyasi ve sosyal yapıları büyük değişimlere uğramıştır. Böylece liderliğin tarihsel gelişimi de dönüşüme uğramaya başlamıştır. Rus Monarşisi, Ekim 1917’de gerçekleşen Bolşevik Devrimi ile devrilmiş ve Lenin’in ölümü sonrasında Stalin’in iktidara gelmesi, aynı dönem İtalya, Almanya, İspanya gibi ülkelerdeki liderlikler ile daha otoriter bir statüye evrilmiştir. Bu gelişmeler otokratik liderliklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönemde Lewin ve meslektaşları (1939), a) otokratik, b) demokratik ve c. bırakınız yapsınlar (laissez-faire) olmak üzere üç tür liderlik stilini ortaya atmışlardır. Otokratik liderler başkalarının fikrini sormaz ve gücü kimseyle paylaşmama eğilimi gösterirler. Tam tersine demokratik liderler karar alma süreçlerine başkalarını da dahil eder ve iki veya üç farklı hedef sunarak nihai kararı grup üyelerinin görüş birliğine bırakırlar. Laissez-faire liderleri karar alma süreçlerine müdahale etmez ve insanların kendi kararlarını vermelerine izin verirler. İşte bu paradigma değişiklikleri, liderlik anlayışlarında çeşitliliğe ve farklılıklara yol açmıştır. 1960’lı yıllar boyunca önde gelen organizasyon teorisyenleri liderlik kavramının ciddi bir entelektüel araştırmaya değer olduğunu düşünmüşlerdir. Max Weber, Chester Barnard ve David O. Selznick gibi teorisyenler, organizasyondaki liderlerin varlığına (veya yokluğuna) atıfta bulunulmadan, organizasyonlardaki kişilerin neye inandıklarını veya nasıl davrandıklarını tam olarak anlayamayacağımıza inanmışlardır. Bu dönemlerde Tannenbaum, Weschler ve Massarik (1961) Stogdill’in aynı çizgisini sürdürmüş ve liderliği “bir durumda uygulanan ve iletişim süreci yoluyla belirli bir amaç veya hedeflere ulaşmaya yönelik yönlendirilen kişilerarası etki” olarak ele almıştır. Zaleznik (1977) de liderliğin etkileme yönünü vurgulamış ve “Liderlik, diğer insanların düşüncelerini ve eylemlerini etkilemek için güç kullanmayı gerektirir” savını ileri sürmüştür. Kotter (1988), liderliği “bir grubu (veya grupları) harekete geçirme süreci” olarak tanımlarken yeni bir bakış açısı eklemiştir: “çoğunlukla zorlayıcı olmayan yollarla bir yöne doğru yönlendirir”. Bu tanıma göre zorlayıcı araçların kullanımı liderliğe benzemez çünkü gönüllü bir takipçiliğin olması gerekir.[3] 1990’lı yıllarda liderlik düşünürleri liderlik sürecinde takipçilere önem vermeye başlamışlardır. Örneğin Bass (1990), liderliğin sadece bir süreç olmadığını belirterek bu alanda bir atılım gerçekleştirmiştir. Liderin başkaları üzerindeki etkisi değil, sürece dahil olan herkes tarafından etkilenebilecek bir etkileşim süreci olduğunu ileri sürmüştür. Bass’a göre liderlik “bir grubun iki veya daha fazla üyesi arasındaki, genellikle durumun ve liderlerin algı ve beklentilerinin yapılandırılmasını veya yeniden yapılandırılmasını içeren bir etkileşimdir ve liderlik, bir grup üyesinin gruptaki diğerlerinin motivasyonunu veya yeterliliklerini değiştirmesi durumunda ortaya çıkar.” Handy (1992) liderin bir vizyon oluşturmasının ve bu vizyonu başkalarıyla paylaşmasının önemi üzerinde ısrarla durmuştur: “Bir lider, başkalarının çalışmalarına önem veren bir vizyonu şekillendirir ve paylaşır.” Rost (1993) da liderliğinbazı ortak hedeflere ulaşmaya yönelik bir ilişki süreci olduğunu vurgulamıştır: “Liderlik, ortak amaçlarını yansıtan gerçek değişimleri amaçlayan liderler ve takipçileri arasındaki etki ilişkisidir.” Drucker (1996) 20. yüzyılın sonundaki fikirleri şöyle özetlemiştir: “Liderin tek tanımı takipçileri olan kişidir.”

Medeniyetin başlangıcından bu yana liderliğin tarihsel gelişimi hakkında konuşma ve çalışma alanı vardır. Tarih öncesi önemli kahramanlardan günümüzün politikacılarına, genel müdürlerine, sporcularına ve aile üyelerine kadar geniş bir skalada liderlik söz konusudur. Hepsinin ortak bir yanı vardır; o da liderliğin; belirli kişi veya grupları etkileme, yönlendirme çabasıdır. Günümüzde kuruluşların hızla insanların kariyerleri boyunca kişisel ve mesleki gelişimlerinde güçlendirildiği, teşvik edildiği ve desteklendiği yerlere dönüştüğü bir ortamda liderlik kavramının ve anlayışının, zamanın farklı yönleri ve artık talep edilen ve aranan şeyler nedeniyle sürekli değişmesi doğaldır. Bugün çoğu liderlik uzmanı, en azından prensipte, liderliğin (a) bir lider ile takipçileri arasında meydana gelen etkileme süreci ve bunun sonucunda ortaya çıkan sonuçlar ve (b) bu etkileme sürecinin liderin yatkınlık özellikleri ve davranışları, takipçilerin algıları ve lidere yönelik atıfları ve etkileme sürecinin gerçekleştiği bağlam bakımından nasıl açıklandığı açısından tanımlanabileceği konusunda muhtemelen hemfikirdir. Dolayısıyla bugün geniş liderlik tanımı en sık kullanılan tanımsal özellikleri, yani bir kişi olarak lider (eğilimsel özellikler), lider davranışı, liderin etkileri, lider ile takipçi(ler) arasındaki etkileşim süreci ve bağlamın önemi açısından geniş bir perspektifte ele alınır. Yönetimden farklılığına göre, “yeni” perspektiften bakıldığında liderlik, değerlere, ideallere, vizyona, sembollere ve duygusal alışverişlere dayalı olarak değişim veya dönüşüm sağlayan, amaç odaklı bir eylemdir., Kavram hâlâ karmaşıktır (belki de tarihin herhangi bir noktasında olduğundan daha fazla), ancak bugün anlaşılması daha kolaydır. Liderlik hakkında hala öğrenecek çok şeyimiz vardır, ancak liderliğin tarihsel gelişimine bakarak bizden önce liderliğe ilişkin olarak kendi görüşlerini ileri süren teorisyenlerin görüşlerinden ilham aldığımız bir gerçektir.
ICF koçlarından destek almak isterseniz Koçluk Merkezi ile iletişime geçebilirsiniz.